9 Mart 2009 Pazartesi

Hoş bir haftasonu :)


Herkesin, geçmiş kadınlar gününü ve Mevlid Kandilini kutlarım.

Ayrıca dün bu özel iki güne ilave olarak hem kız kardeşimin hemde üniv.ev arkadaşımın da doğum gününüydü.Bir kutlamadır gitti dün anlayacağınız :))


Hafta sonum ise gerçekten güzel sayılırdı.Cumartesi günü kardeşim oğluşum ve annem bir alışveriş merkezine gittik .Diğer kız kardeşime hediye aldık.Marketin içinde oğlumla sesli bir şekilde mini mini bir kuş şarkısını söyledik :) Alışveriş arabamızı marketin ortasında unuttuk,Kilo işi nevresimlerden çok hoş bir takım oluşturduk,marketteki ikramlardan faydalandık :)) güldük eğlendik yemek yedik ve sewoşun gelip bizi almasını bekledik. Sağ olsun bizi o yağmurlu günde yollarda bırakmadı canım arkadaşım :))


Sonra onunla birlikte Hayallerin Peşinde filmini izledik çok etkileyiciydi doğrusu..Her evli çiftin izlemesini özellikle tavsiye ederim.Sonra birlikte beş çayı için birşeyler hazırladık sohbet ettik,dedikodu yaptık..ve bence iyi vakit geçirdik..Gece ise kardeşim ve onun arkadaşıyla küçük bir pijama ve film partisi yaptık :)))


Pazar günü ise annemlerde, oğluşumla babamın hazırladığı güzel pazar kahvaltımızı yapıp bir önceki günden en karlı çıkan ortanca kız kardeşimin doğum günü hediyelerini verdik :)) Malum yaza evleneceğinden hediyelerin üçü de çeyizlikti :)) Sonra evimi temizleyerek,oğluşumla henüz o doğmadan aldığımız ve onun anlayabileceği yaşı beklediğimiz iki tane güzel çizgi film izleyerek ve eşimin Bursa dönüşünü bekleyerek vaktimi geçirdim.Haa birde ona sevdiği yemekleri yaparak tabii..


Ve şimdi yeni bir haftanın yeni bir günün başlangıcında tüm dileklerim herşeyin iyi olması yönünde...


İyi haftalar ,


Sevgiler





6 Mart 2009 Cuma

Yağmur yağıyor seller akıyor :))



Sabah öyle coşkuyla başladı ki yağmur,

Babanneciğime göre göğün dimi çıkmışcasına,

Anneme göre bardaktan boşalırcasına ,

Bana göre de sevdiğinde ayrılırcasına yağdı ...

Her yere, her canlıya sanki son birkez dokundu, uzun bir süre yağmayacakmış gibi yağdı...

'Bahardan önce son bir kez kahrımı çekeceksiniz ohhh oldu size' dedi .Attı içindekileri kaçtı gitti...

Kim derdi o fırtınalı yağmurun sonu böyle pırıl pırıl bir hava olsun ..Yani olabilirdi;ama ben bugun hiç düşünmemişitim doğrusu..
Kuşlar,Kandilli de, dün yarım bıraktıkları sohbetlerine geri döndüler.Heryer bıcır bıcır kuş sesleriyle doldu.Benim de içim keyifle ...Yazmak okumak fotoğraf çekmek istedim ama şuan sadece yazmanın ucundan tutabildim.

Yarın tatil.... Oğlum ve kardeşimle dolu koca bir gün :)) Eşim şehirdışında bazen bu ayrılıklar çok iyi geliyor doğrusu evliliklere :)) Dilerim açan hava yarına kapamaz ve bize güzelbir gün armağan eder.


Sevgiler ...
Not: Foto. için sewoş'a teşekkür ederim..

3 Mart 2009 Salı

Kandilli..






















Merhaba,
Size Kandilli den küçük bir boğaz fotoğrafı yeni çekilmiş dumanı üstünde :)

Türk Kahvesi keyfime de diyecek yok sanırım :) Sewoş haftasonu yapmadın bir kahve içemedik :))) bak ben boğaza karşı içiyorum sana nispet yaparak :)))) Canım arkadaşım seni de beklerim .. Bu fotolar da senin için olsun :)))
Bu sabah yine küçük bir baş ağrısıyla uyandım.Ama işe gelince yukardaki manzara ve kahvaltı sonrası içtiğim kahve kendime getirdi beni :) Aslında kafama takılan çözmem gereken sıkıntılarım var ama buna da şükür diyiyorum geçecek elbet hepsi :) Baharın geliyor olması da beni çok sevindiriyor bugünlerde ;sanırım hepimizi.Sabah uyandığımda gri bulut kitlelerini görmeyi sevmiyorum ben, ışıl ışıl bir sabaha uyanmak en büyük neşem :) Yakında ağaçlarımızda çiçek açmaya başlar ne harika olur değil mi.. Şimdiden heyecan verici doğrusu..

Çok pozitif bir yazı olmuş galiba :))) herkese pozitif bir gün dileyeyim öyleyse ...

Sevgiler,

2 Mart 2009 Pazartesi

karakedi

Merhaba,

Herkese iyi haftalar , sabahtan beri bir türlü fırsat bulup yazamadım.Yoğun bir gün geçirdim ama bugun işten erken çıkıcam :)) oleyyy

Malum kriz sebebiyle eşim yaklaşık üç aydır belirli periyodlarla ücretsiz izin kullanmak zorunda kalıyor.Sabah oğlumu ve onu uyurken bırakıp işe geldim ve inanılmaz imrendim onlara :) Mecburi bir durum tabii ama ben yine de kıskandım onları :))

Bugun öğlen civarı eşim bir heyecanla aradı ofisi .. Sana yılın espirisini söyleyeyim mi diye :) Olay aynen şöyle gelişmiş :
Eşim mutfakta oğlum ve kendine kahvaltı hazırlıyormuş.Meraklı oğlum içeri süzülmüş :)

oğlum : - Baba ne yapıyorsun
eşim : -Yumurta
oğlum: - kime yapıyorsun
eşim : - sana bana
oğlum heyecanla soruyor :
- peki Karakediyee eeee :))))

sevgilerrrr :))))

26 Şubat 2009 Perşembe

Çocuğunuzla yapacağınız kolay bir tarif :)


Soğuk ve yağmurlu İstanbul gününe inat sıcacık bir merhaba hepinize ,
Oğlumla pasta çörek yapma işine iyi alıştık.Çok mutlu oluyoruz o yüzden sıksık deniycem bu yöntemi :))) Bu poğaça tarifini blogları gezerken sibelinkahvesi adresinde görüp hemen not aldım.Gerçekten bahsettiği gibi çok güzel oldu herkese tavsiye ederim. İçerisine soda konduğundan bayatlamasını da geçiktiriyormuş..
Hemen tarifi vereyim sizlere çocuklu annelere şiddetle önerilir :)))
Malzemeler
> 1 Adet yaş küp maya
> 1 su bardağı ılık süt
> 2 Yemek kaşığı toz şeker
> 2 Tatlı kaşığı tuz
> 1 Şişe soda (Oda sıcaklığında)
> 1su bardağı sıvı yağ
> Aldığı kadar un
> Üzeri için 1 yumurta sarısı
Yapılışı
Öncelikle ılık süt,2 yemek kaşığı şeker ve mayayı elimizle ezerek eritiyoruz.Daha sonra sıvıyağ tuz ve sodayı ekleyip aldığı kadarda un koyuyoruz.Hamurun yumuşak bir kıvam alması gerekli.Ayrıca çok da güzel kendini toparladığını göreceksiniz.Yoğurduğunuz hamur kabının ağzını streç filmle örtüp 30 dk ile 45 dk arası mayalanmaya bırakın. Sonrasında istediğiniz şekli verin iç harç olarak istediğinizi kullanabilirsiniz. Üzerine de yumurta sarısı sürüp 170 derecelik fırında pişirin :))) Bana oğlum çok yardım etti sizde yardım alın amaç bu zaten değil mi :)))
......
Sevgiler,





25 Şubat 2009 Çarşamba

İşte oğluşumla yaptığımız 2.5 yaş pastamız :)

Dün akşam eşimle,malum istanbul trafiğinde eve her zamankinden daha geç gidebildik.Oysa oğlum son telefon görüşmemizde anneee çabuk gel demişti bana :) Tüm günde ananesine ben anneme gidicem onu çok özledim demiş :)))

Benim eve gidip pasta yapma heyecanıma engel oldukları için tüm Tepeüstü civarında arabalarını uygunsuz park eden,ışık kurallarına uymayan herkesi kınıyorum. Kavşak kenarlarına da park yapılmazki yada bekleme, ne tuhaf milletiz anlam veremiyorum. Arkada acelesi olan(benim gibi) ,hastası olan vs... bir sürü insan birinin keyfi gelsin de yol açılsın diye saatlerce bekleyebiliyor.

Apartmanın önüne arabamızı park ettiğimizde oğluşumuz da camda bizi bekliyordu ananesiyle, ellerini kocaman açmış el sallıyordu bize :) Hemencik girdik apartmana bir telaş önce kim alacak oğlumuzu diye :) O ise kapıda, tüm apartmana geldiğimizi duyurur vaziyette anneeee, babaaaaa geldiniz mi :)))))) sonra kucaklaşmalar öpüşmeler,her akşam olduğu gibi..

Üstümü bile çıkartmadan hemen işe koyuldum.İlk önce yemek işini halledip hemen pastaya giriştim.Önce üstünü süsleyecek malzememiz olmadığı için üzüldüm; ama dondurucuda ki yazın Samsun da babamın köyüne yaptığım geziden, topladığım kızılcıklar geldi aklıma :))) İnanılmaz sevinerek aldım elime birde ne göreyim yazın topladığımda ve dolaba koyduğumda henüz sarımtrak ve küçük olan kızılcıklar resmen büyümüşler . Şaşkınlıktan bakakaldım.Hala normal mi bilmiyorum. Neyse süsleme kısmında oğlumdan yardım aldım.Birlikte birşeyler yaptığımızda daha iştahlı yiyor yoksa pek yemek yemeyi seven bir çocuğum yok maalesef ama buda bir metod oldu benim için, iyi geldi bize tavsiye ederim.

Sonra oğlumu salona gönderdim ve sana birazdan süpriz yapıcam dedim :) Kıpır kıpır ne yapacağını bilemez bir tavırla koştu içeri :) Ve sonra süprizzzzz :) Eğlenceli bir akşam oldu birlikte iştahla yedik uyduruk ama manası güzel pastayı :)Artık oğluma yaşını sorduğumuzda da iki buccuk üç diyor :))))))

Bugunlük de noktayı koysam iyi olacak sevgiler,
Hepinizi öpüyorum




24 Şubat 2009 Salı

Ordan Burdan Serisi


Önce sıcacık bir gülümseme istiyorum hepinizden :)) güldünüz mü? Tamam o halde devam edebilirim :)) Merhaba umarım herkes iyidir bu soğuk kış günlerinde...

Öncelikle size daha önce bahsettiğim ama bir türlü becerip yayınlayamadığım,ilk ördüğüm acemi süveterimin fotoğrafını ekledim bugün,şuan oğlum için de bir tane örüyoruz kayınvalidemle birlikte. Arka kısmını ben yaptım ; ama öne örnek koymayı beceremediğimden devretmek zorunda kaldım :))
Tam da kendime yeni bir uğraş ararken, evdeki koltuklarımızın rengi çok açık olduğundan ve evde eşimle oğlumun sürekli ellerinde birşeyler yemesinden dolayı, kirlenen koltuklarımızın kolçak kısımlarına mobilya rengimize uygun polarlar alıp kardeşimle ve T.annemle birlikte diktik :))) kalan polarlardan da telefon kılıfı yapmaya , kutu kaplamaya karar verdim :) İlkini yukarıda görüyorsunuz oda acemilik işim ama şimdi biraz daha ilerletip boncuklarla işleme yapmaya başladım onunda fotoğrafını çekeceğim en kısa zamanda :))
.........
Bu hafta sonum oldukça yoğun geçti, Cumartesi size bir önceki yazımda bahsettiğim Üç Kız kardeş oyununa gittik kardeşlerimle, bu etkinliğin fotoğraflarını yarına ekleyeceğim.
Pazar günüde eşimin ağbisinin davetini kıramayıp ikinci tiyatro aktivitesini yerine getirdik :) Vişne Bahçesi oyunun ismi . Her iki oyunda Çehov 'a aitti. Açıkcası iki gün üst üste biraz ağır geldi :) Bünyem de bu kadar alışık değildi. Sosyallik akmaya başladı her yanımdan :) Beni tanıyan arkadaşlarım evli,çocuklu,çalışan bir bayan olduğumu biliyorlar ve ben artık zaman bulup arkadaşlarımı bile göremezken bu faaliyet hali çok yordu beni :))
........
Bu arada size beni pazar sabahı çok mutlu eden birşey anlatmak istiyorum,
Oğlum bu aralar alışkanlık haline getirdi sabaha karşı dört sularında uyanıp odasından
'' anneeeeee annecmmmmm:)''
bir panik kalkıp yanına gittiğimde genelde yatakta oturur vaziyette cümle aynen şöyle
'' annecimm can annecimmm ben çok sıkıldım burda yatmaktan yanına gelebilyyyymyyyymmm'' gülsem miağlasam mı bilmiyorum :) her gece böyleyiz itiraz etmemem içinde bahanesini direk söylüyor, daha ben birşey demeden :))) artık çocukların hepsi çok akıllı ve de annelerini kullanıyorlar bence :)))
Neyse ortamızda çok da mutlu uyudu.. Sabah gözlerimi bir açtım yarı aralı gözlerle kendi kendine konuşuyor gibi, sonra beni fark etti gülümsedi ve bana ;
'' anne çileklerim nerde dedi '' İçimden haydaa ne çileği diye düşündüm :)
sonra anladım ki ilk rüyasını paylaşacaktı oğlum benle :) ''Hani seninle topladıkya ağaçtan :)'' dedi . Peki sonra ne yaptık dediğimde bussdolabına koydun sanıyım dedi :)))
Müthiş bir enerji doldu içime o an, ilk rüyasıydı yada anlatabildiği ilk rüya, o an yanında olmak beni çok sevindirdi.İkimizde çok mutlu kalkıp yeni güne birlikte başladık :) Öyle de sürdü günümüz şükür ki bir aksilik çıkmadı :))
.......
Size haber verip ama bir türlü bitiremediğim küçük hikayemi de sonlandırmak üzereyim. Aslında konu açıldıkca büyüyecek gibi ama biran önce toparlamalıyım çok dağılmadan.
Yarın devam etmeyi dileyerek, şimdilik görüşmek üzere bu arada beni yeni takip etmeye başlayan blog arkadaşlarıma da çok teşekkür ederim.
aaaa unutmadan bugun oğluşum tam 2.5 yaşını dolduruyor :) akşama küçük bir pasta yapabilirim, birlikte yaparsak o daha mutlu olur :))) Tüm annelere çocuklarıyla daha nicesağlıklı yaşlar dilerim....
Sevgiler,

16 Şubat 2009 Pazartesi

Ordan Burdan serisi...


Merhaba,

İyi haftalar, umarım herkes güne iyi başlamıştır.Ben sabahtan beri süren yan dairedeki tadilat yüzünden sinir krizleri geçiriyorum :) sürekli beynimle temas halindeyim nolur ağrıma ama nolur diye :) Sanırım dairedeki tüm kolonlar kirişler balyozla indirildi , yoksa saatlerdir ne kırıyor olabilirler küçücük evde :)
.......
aaaaa :)
Size güzel bir haberim var geçen cuma günü bir hikayeye başladım.Malum başlamak bitirmenin yarısı inşallah bende ağır ağır bitiricem :) Hemen de paylaşıcam sizle ,İstanbul Londra ile karışık bir hava halindeyken bu günleri verimli geçirmeliyim.Bahar gelirse yazamam sanırım :) İçim kıpır kıpır aklım hep dışarda mümkün değil...
......
Öncelikle yukarıda iki yeni kitabım, tavsiye listesine alabilirsiniz. Ama Yalnız Yürümek daha çok genç ruhlara hitap aden bir gerçek öykü , Lise yıllarında yaşanmış bir hikaye...O dönemlerini özleyenler içinde hoş olur tabii. (Zeynocum sana saklıyorum bu kitabı)

Diğeri Anne Soprani'nin Sürükleyici bir sürgün hikayesi diyebilirim. Kenize Murad'ın Saraydan Sürgüne kitabını okuyanlar bu tarzdan zevk alabilirler.
......

14 Şubat herkes için bir şey ifade edebilir bir tarih, benim ve eşim için birşey ifade etmiyor tabii :) evlilikte 5 yılı devirince toplam 9 yıllık bir ilişki içinde artık evlilik yıldönümü bile sıradan birgün olabiliyor.Tabii olmasa keşke ama oluyor ne yazıkkı :) Biz ogün tamamen tesadüf, Haldun Taner Tiyatrosunda,Sait Faik 'in hayatını anlatan '' Öylesine Bir Hikaye''isimli oyunu izledik. Fırsat bulursanız izlemelisiniz. Naşit Özcan,Savaş Dinçer den çok iyi devralmış bu rolü.Eşim biraz sıkılsada ben aradaki Akordiyon ve Klarnet sesiyle mest oldum. Tiyatro en sevdiğim sosyal aktivite, bu hafta sonuda üç kız kardeş olarak üç kız kardeş oyununa gidicez saat üç de :) bu kadar rakam tutturmak hüner ister herhalde :) Başımıza birşey gelmez inşallah kızlar :)
......

Bu arada sanırım kimse kendine yeni bir uğraş bulamadı kimseden ses çıkmadı.Umarım zamanınızı iyi değerlendiriyorsunuzdur. Tabii vakit bulabilenler için bu sözüm, yoksa zaman öyle nankör ki bazen ....

Hepinizi öpüyorum eleştirilerinize açığım, sevgilerrr

5 Şubat 2009 Perşembe

BİR UĞRAŞ SEÇİN :)


Oğlumla hafta sonu yaptığımız parmak boya çalışmamız :)
Hala devam etmekteyiz.Bu işi yaparken her ikimiz de çok zevk alıyoruz. Özellikle bana bu dönemde çok iyi geldi doğrusu.
Düşünmemek zihninizi boşaltmak hatta dinlenmek.. Evet hepsini sağlıyor. İnsanlar,boş kaldıkca süreki beyinlerinde birşeyler kuruyorlar. Olumsuz düşünceler zihinleri kemiriyor.Ama bir uğraş bulmak,onu araştırmak ,uygulamaya başlamak hayata da bağlıyor insanı.
Bugunun dileği bu olsun herkes kendine bir uğraş seçsin ve bir yerden başlasın ne dersiniz :)))
...........
Bugun ofisi toparlarken daha önce patronumun kızı için,okuduğunu düşündüğüm Prof.Dr Haluk Yavuzer'in ''Çocuğunuzun ilk 6 yılı'' adlı kitabı geçti elime.Ve inanılmaz sevindim. Oğlum 2.5 yaşında ve bizde tüm anne babaların yaşadığı 2 yaş sendromunu henüz atlatamadık.Bu yaş önergen denen dönemi kapsıyormuş.Asilik,herşeyi tekbaşına yapma isteği,dediğini yaptırmak vs.... Aynı bizlerinde hani annelerimizin tabiriyle '15 delisi' olduğumuz dönem yani :) Çocuğu olan arkadaşlarıma tavsiye ediyorum bu kitabı :)
..........
Buarada,
Dudağımda çıkan uçuk için de tavsiyeleriniz bekliyorum :)))
sevgilerrr hepinizi öpüyorum

30 Ocak 2009 Cuma




















Merhaba,

Dün Beyoğlu Belediyesinde ki araştırma işi için düşmüştüm yollara.Giderken yağmurla birlikte taşıdığım fot.makinasının ve çantamın ağırlığıyla eziyete dönen yolculuğum İstiklal Caddesine adım atınca sevince dönüşüverdi.Her nekadar tabiri yerindeyse sıçan gibi ıslanmış olsamda yine ağzım kulaklarımda tarihi binalara baka baka ulaştım gitmem gereken yere. Saatler süren dosya inceleme işi nihayet bittiğinde,çok mutlu oldum.
Dönüş yolunda sevdiğim binaların fotoğraflarını çekme fırsatı bulabildim.Genelde elinizde büyük bir fot.makinesi olduğunda bakışlar hep üzerinizde olur daha önceki tecrübelerime dayanarak :) Hoşuma da gider biraz aslında :))
Caddeyi bitirdiğimde rahatlamıştım :) elimde bir sürü fotoğraf olmuştu. Üniversitede ki Fotoğrafçılık dersini, zorunlu çekimler yaptığımız için sevememiştim;ama ders dışında önüme ne gelirse çekiyordum ZENIT makinamla :) Şimdi ne zaman elime profesyonel bir alet geçse hemen atlıyorm üzerine, biraz daha teknik öğrenmem şart tabii.İlerde en çok sahip olmak istediğim şeylerden biride profesyonel bir fotoğraf makinası ...
Taksim Meydanından Kabataş'a gitmek için Finikülere bindim.O zamanla yarışan ulaşım aracını çok seviyorum.Metronun içinde de birkaç fotoğraf çekebildim.Onlarıda başka yazılara eklemeyi düşünüyorum.Kadıköy vapuruna bindiğimde saat 14:30 du ama hava sanki akşam 18:00 suları gibiydi.Gökyüzü inanılmaz bir renkteydi.Ürpermemek mümkün değildi. Ama martılar çok mutlulardı.İnanılmaz kalabalıklardı. Sanırım içlerinden bir çiftin düğünü vardı :) Göç ediyorlar diyeceğim ama mevsimi mi bilmiyorum :)
Yukarıdaki Fotoğrafları İstanbul'u özlediklerini bildiğim Beyzoş ve Hiloş 'a hediye ediyorum.
Sevgiler

28 Ocak 2009 Çarşamba

Ordan Burdan 2














Tekrar merhaba,
Yine epey olmuş yazmayalı,hem evde oldukca yoğun geçiyor zaman hemde işte..
Bugunlerde oğlum çok düşkün bana,sürekli kucağımda yada pantolonumun ucunda nereye gitsem peşimde.Sürekli ''annecim seni çok özlüyorum'' diyor .Öyle üzülüyorum ki, o an herşeyi bırakıp tüm zamanımı onla geçirmek istiyorum.Ama yetiştirebildiğim kadar ilgilenebiliyorum işte.
Dün birlikte uyuduk onla, ikimizde kendi kitaplarımızı okuduk :) tabii o masalsı bir şekilde mırıldandı sayfaları çevirirken, okuyo gibi yaparken hiç zorlanmadı:) sonrada ''anne ben bitirdim hikaaayemii hadi yatalım dedi'' :) Sonra uyudukk güzel güzel ...

Hem anne olmak hem de çalışmak çok zor bence,ama şartlar maalesef buna zorluyor insanları bu şehirde.Helede böyle bir kriz döneminde çalışmamak lüks kalıyor artık kadın için.
.......

Geçen hafta bahsettiğim kitapları aldım.İlk okuduğum Luısıto oldu Susanna Tamaro yine çok akıcı anlatmış ve bir çırpıda bitirmiş; yaşlı ,yalnız bir kadının hayata tutunma hikayesini.Çok güzeldi ama sonu daha farklı bitmeliydi bence :)))

Diğeri Uçurtma Avcısı hala okumaktayım kesinlikle tavsiye ediyorum.Afganistan Kabil de başlayan çok çarpıcı bir hikaye çok da sürükleyici. Bu kitap tavsiyesi için de arkadaşım Afuş'e teşekkür ederim.

Bu arada eski iplerimi ortadan kaldırmak maksadıyla başladığım ilk süveterimi bitirdim giydim bile ;ama fotoğrafını çekemedim henüz. Acemice ama güzel oldu diyebilirim. Diğerine de başladım bitmek üzere ,çok vakit bulamadığımdan yavaş da ilerlese bu haftasonu bitirmeyi planlıyorum.

Şimdilik benden bu kadar..Hikaye yazmak için kendimi zorluyorum ama bu iş şarkı sözü yazmak gibi birşey sanırım, henüz ilham denen nazlı bey yada hanımefendi uğramadı bana :) En kısa zamanda inşallah çakışır yollarımız.

Sevgiler,

16 Ocak 2009 Cuma

Ordan Burdan...

Bir hafta olmuş yazmayalı . Öyle yoğundu ki bu hafta anlatamam. Elimizdeki son işin metraj kısmı üstüme kaldı .Günlerdir sadece sayılarla içli dışlı olmaktan gözlerimin feri kaçtı diyebilirim. Migren atakları da hızla arttı tabii. Bugün ara verdim artık,yarın devam edeceğim. Diğer iş arkadaşım projenin diğer kısmı için günlerdir çok az uyuyarak idare ediyor; onu düşününce elbette daha şanslıyım.


Bir haftadır eve her geldiğimde hiç birşey yapmadan dinlenmek istiyorum ama olmuyor. Mutfaktan tüm işimi bitirip çıkmam zaten oldukca zaman alıyor.Salona adım atar atmazda oğluşumun ''anne hadii gel deys yapalım'' sesi kulaklarımı dolduruyor. Yorgunda olsam genelde kırmadan yanında kalıp onun ders olarak adlandırdığı resim yapma işine girişiyorum.Biraz ev biraz ağaç çizince rahatlıyorum :) Bide her sayfada olması gereken ay dede tabii ki.. Bu aralar birde çuholaka (çikolata) çizmemi istiyor oğlum .


Bu akşam eve dönüş yolunda, İmge Kitabevi'ne uğrayıp listeme aldığım birkaç kitabı alacağım. Hem biraz kafamı da dağıtmış olurum.Oranın havası çok iyi gelir bana, tam on yıl oldu orayla tanışalı.(Aynur Ablam sağolsun) Kendimi nezaman yalnız yada yorgun hissetsem orda bulurum kendimi.Dinlenirim kendimce, yalnızlığımı unuturum.

......

Dilerim işin son aşaması olan yarınki hesaplarıda problemsiz halleder ve bu işi sonlarız.

Daha güzel yazılar yazmayı umarak, şimdilik bu kadar ...



Sevgiler,,,

7 Ocak 2009 Çarşamba

SAVAŞIN ORTASINDA BİR çocuk...












..........

Yüreğimde kan lekesi
Nefesimde barut kokusu
Gözlerimde donmuş kalmış gözyaşlarım
Ağlamama bile izin vermiyorlar
Soğuktan nasılda acıyor ellerim...

Kulaklarım duymuyor artık, annemin güzel sesini
Babam bir ekmek için çıktı evden
Günler oldu gideli
Döner mi ???

Anneeeeeeeeeeee ! yine bomba mı attılar ?
Hadi kapatalım gözlerimizi
Görmesinler bizi....

nehircce


Bugun gazeteleri okuduktan sonra kendimce bir şiir yazmak ve savaşın ortasında kalmış bir çocuğun duygularına hayalimden ortak olmak istedim.Eminim benim bu şiirde anlatmaya çalıştığımın, yüz kat daha acısını yaşıyor onlar. Binlerce çocuk ateş altında şuan.Ne gelecekten beklentileri kalmış,ne bugunden.Yarını görürlerse çok sevinecekler hepsi bu.

Kim bilir ne umutları vardı çocukca,şuan sadece kuru bir nefesten ibaret hepsi.Alabilenler hala çok şanslılar.

Herkes gibi öyle canım acıyor ki.. Oğlumu bir saniye düşünemiyorum o sisli,karanlık savaş kokan şehrin içinde.Ya ordaki Savaş anneleri ne yapsınlar. Bir tarafım çok şükür özgürüz derken bir tarafım isyan ediyor.

Nasıl da güzel bir duydu değil mi özgürlük.. Sabah istediğin saatte kalkmak,istediğin gibi giyinmek,istediğin yere istediğin zamanda gitmek.Canının çektiği bir çok şeyi yiyip içmek. Düşünsenize tüm bunları yaparken birden daracık bir sığınağın içinde kendinizi. Aç susuz kaldığınızı , dışarı çıkabilmek için,tepenizdeki bomba seslerinin bitmesini beklediğinizi.

Kendimiz için şükredip onlar için dua edelim...

Ve bilelim Atamızın birkez daha kıymetini ...

Sevgiler...



3 Ocak 2009 Cumartesi

MİGREN

Merhaba,

İki gündür içinde bulunduğum ruh hali sebebiyle yazamadım. Birde üstüne migren illeti gelince iyice kötü etti beni. Çekenler bilir nasıl bir hastalık olduğunu, aslında tam olarak hastalık mı onu da bilmiyorum.Can sıkıcı, ruh daraltıcı , mide bulandırıcı çok ciddi baş ağrısı yapan bir durum. Işığa bakamazsınız, güçsüz bırakır sizi.İçinizden birşey yapmak gelmez.Tıpkı iki gündür bana yaptığı gibi.

Bu sabah gözlerimi açar açmaz başımın ağrıyor olduğunu hissedince,kendimi daha kötü hissettim.İçim karardı hava da karanlıktı zaten. Zor attım kendimi sokağa. Temiz hava iyi gelir dedim ama şu saat oldu hala geçmedi. İş çıkışı kendimi mutlu etmek için birkaç parça birşey alma hayalindeyim. İnşallah gücüm yeter kendimi sevindirmeye.

Şimdilik burda nokta koyuyorum.Dilerim hafta başına motive olur ve daha moral dolu birşeyler yazarım...

Sevgiler,

31 Aralık 2008 Çarşamba

DÜNYA VE İNSAN

.........

"Adam yorgundu; Pazar günü evde oturup dinlenmek istiyordu.
Ama oğluna da söz vermişti; onu sinemaya götürecekti.
Bir bahane bulup evde kalmak istedi.
Gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve dedi ki:
"Bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim."
Kolay mıydı o küçücük parçalara ayırdığı haritayı toparlamak!
Ama aradan 10 dakika geçmişti ki, oğlu düzelttiği haritayla babasının yanına koştu ve
"Artık gidebiliriz sinemaya" dedi.
Adam hayretler içindeydi; "Bunu nasıl yaptın?" diye sordu.
Çocuk, "Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı.
İNSANI DÜZELTTİĞİM ZAMAN, DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELMİŞTİ" cevabını verdi."

Bu yazı bugun bana Afuş tarafından gönderilmiş paylaşmak istedim.Alınması gereken mesaj oldukça açık işlenmiş... (Teşekkürler afuşcumm)

Yeni yılda savaşlar hiç olmasın, çocuklar anasız babasız kalmasın yada onlarda yem olmasın bu düzene. 2009 hepimize tüm dünyaya huzur getirsin .Sevgiyleeee mutlu yıllar

30 Aralık 2008 Salı

HEDİYE ..




Biraz önce ailem için küçük küçük hediyeler aldım, çok seviyorum yeni yıl yada başka bir vesileyle birilerini sevindirmeyi.
Aslında çoğu zaman böyle günleri, para tuzağı olarak da düşünürüz ama; sevdiklerimize pek de elle tutulur bir şey yapamıyoruz özel günlerde olmasa... Bence kutlanmalı böyle günler yada özeli özel kılacak yeni günler bulmalıyız kendimizce ...
Sizlere de sağlıklı barış ve huzur dolu nice seneler...

29 Aralık 2008 Pazartesi

SİL BAŞTAN 2

................
Geride bıraktıklarını düşününce içinin bugün defalarca olduğu gibi bir kez daha burkulduğunu hissetti. O inanılmaz yalnızlığın içine gömülü kaldı.

Biran önce sabah olmasını öyle çok istiyordu ki... Birden burnuna mis gibi taze ekmek kokusu geldi.Yanında da zeytin olmalıydı.Bir de taze domates, ne iyi olurdu ama çocukluğundaki gibi güzel kokulu domateslerden..Acıkmış olmalıydı yeni farketmişti.Saatlerdir yoldaydı bir bardak demli çay dışında bir şey inmemişti midesine..Gün ışığını görürse üzerinde,ilk işi kısıtlı parasıyla taze ekmek ve zeytin almak olacaktı. Uyusa geçermiydi açlığı.Korkmasa uyuyacaktı belki ama içi sürekli ürperiyordu.

Biran dalacak gibi oldu sanki,önünden hızlıca geçen bir araba gürültüsü olmalı, kendi çığlığıyla irkildi.Burada uyuyamayacağı çok açıktı.Kendini uyanık tutmaya çalışmalıydı.Kolundaki saatin yanar döner ışığıyla gece yarısını geçen zamanı görebildi.

Artık içindeki çaresizlik o kadar büyümüştü ki ,gözlerini biran önce yummak, ne olursa olsun başına ne gelrise gelsin; ama gün ışığını görmeyi öyle çok arzuluyordu ki. Bir yandan geçmişiyle yüzleşirken, diğer taraftan soğuk ve gece yükünü iyice ağırlaştırıyordu.
...........

''Abla abla'' ses çok yakınındaydı gözlerini usulca açtı.İki kız çocuğu ''iyi misin'' dediler.
Ne kadar da sıcaklardı. Yanakları kıpkırmızı,ayaklarında uzun lastik çizmeler, saçlar örülü ne de temizlerdi. Ellerinde taze ekmekler evlerine gidiyor olmalıydılar.Nasılda çekip aldılar onu yalnızlığından.Sanki tüm dertlerine deva oldular birden bire.Ayağa kalkmak istedi ama tutulan vücudu buna izin vermedi.
Kötüydü,çok kötüydü toparlanması bu yalnızlığı unutması çok zaman alacaktı belki.Ama gün doğmuştu gece bitmişti.Yeni bir gün herşeye gebeydi.
Karşısındaki iki küçük sanki geride bıraktıklarıydı.Özlemle sarılsamıydı onlara bir kere...Kendini o sıcacık gülüşlerin arasında çok güvende hissetti. Hiç konuşmadılar yanına aldığı tek eşyası sırt çantasını yüklenip,takıldı kızların peşine ne önemi vardı ki...

Umut ona gün ışığını göstermişti.Demekki gideceği yönüde bu iki küçük kız beliryecekti...

O yeni hayatına, böyle uzun dar bir yolu burnunda taze ekmek kokusuyla,içinde anlatılamayanlarıyla yürüdü.herşeye sil baştan başlamak üzere...

27 Aralık 2008 Cumartesi

SİL BAŞTAN ... 1

Solgun bir genç kadın,tahammül edilemez bir soğuk,tek göz yanan bir ısıtıcı ve demli bir bardak çay....

Bu küçük kahveye sığınalı epey bir zaman geçmişti.Saat ilerledikce İnsanların tuhaf bakışları altında daha fazla burda kalamayacağını anladı. Ayaklandı,tüm eğik başlar onunla birlikte yükseldi.Daha da ürktü genç kadın.Biran önce çıkmalıydı çaresizce girdiği derin bir kuyuyu andıran bu köhne kahveden...Telaşlı adımlarla çıktı ,pervazları kırık, kapı kulbunu bile zor bulabildiği eski ahşap kapıdan.

Yola çok yakındı kahve, yol boyu ilerledi biraz daha fazla gitmeye cesareti de yoktu.Yol çok ıssızdı .Buraya onu küçük bir köy dolmuşu getirmişti.Gidebildiği kadar uzaklaşmak istediğinden dolmuşcunun durduğu son nokta olan bu kahve önünde inmişti. İner inmez de içine dolan ürkütücü yalnızlıktan korkmuştu.Şimdi yoldan değil bir araç hiç bir yaşam belirtisi geçmiyordu.

Uzakta belli belirsiz yanan ışıklar tek umuduydu.Sabahı biraz önce çıktığı köhne kahvede geçirecekti ama içindeki ses onu çok huzursuz etmiş kalkmıştı ordan telaşla...

Etrafına daha iyi bakınınca, biraz ileride duran belli ki köylülerin kendi çabalarıyla yaptıkları derme çatma bir durak gözüne ilişti.Üstü saçla örtülmüş kenarları tuğla ile çevrilmiş küçük bir sığınağı andırıyordu uzaktan. Arkasından kimsenin gelmemesini umut ederek çaresizce yürüdü.Usulca sokuldu içeri, hiç bir şey göremez halde gömülmüştü sanki karanlığa.İçeri girince anladı ki burada oturacak bir yer de yoktu.
Sessizce çömeldi karanlığa. Birden eli boynundaki eşarba gitti, işte ozaman gözlerinden süzülen yaşa engel olamadı. Ağlayamıyordu oysa kaç zamandır.Biraz iyi mi gelmişti ...

Şimdi zamanı geri çevirmeyi, yaptığı hataları silmeyi ne çok isterdi. Ama artık çok geçti...Tek çaresi herşeyden kaçmaktı sil baştan başlamaktı herşeye...Başta çok cesur davranmıştı;ama artık kendini çok güçsüz hissediyordu.

Sabahı burda beklemek,günün ilk ışıklarıyla ilerideki küçük evlere doğru yürümekten başka yapabileceği hiç birşey yoktu....

..............


Küçük hikayemi burda kesiyorum merak edin biraz :) devamı yarın..

26 Aralık 2008 Cuma

Çocuksu Cumalar...

Kaç yaşımızda olursak olalım zaman zaman dalarız çocukluğumuza değil mi? Kimimiz hoş hatıralar,kimimiz hüzünlü izler hatırlarız... Ama hafızalardaki çocuksu cumalar hep aynıdır. O sabah başka bir neşeyle açar gözlerini insan,hevesle hazırlanıp okula gider . Hele bir de son iki ders Beden Eğitimiyse yüreklerdeki sevinç daha da katlanırdı.

Son ders zili büyük bir çoşkuyla beklenir,içiniz kıpır kıpır oysa farklı bir şey yoktur eve gittinizde sizi bekleyen, olsun ogün çocuksu bir cuma günüdür. Cuma törenleri hep çoşkulu geçer herkezin yüzü güler.Marşımız biter bitmez ,kulakları dolduran çığlık büyür büyür okul duvarlarının dışına taşardı.Sonra herkes bir tarafa savurur kendini, kimi başka bir sınıf sırasındaki kardeşini, kimi arkadaşını arama telaşına düşerdi. Sırtlardaki çantalar çarpışır birbirine,ellerdeki resim dosyaları düşer yere; ama kimse kızmazdı birbirine; çünkü o gün cumaydı . En büyük keyifse eve dönüş yolunda arkadaşınla kolkola yürümek, sohbet etmek gülüşmekti.

Yürekler pırpır eve gelindiğinde çantalar önlükler bırakılır bir köşeye.. Sonra TRT açılırdı hemen ,Susam Sokağı hazırlanan ikindi kahvaltısıyla izlenirdi keyifle .Yine ne komikti Minik Kuş .Tahsin Amca ne de sevecendi...

Akşama ise tüm aileyi bir araya toplayan Süper Baba vardı. O gün hiç geçmesin istenirdi ; çünkü ogün cumaydı. Şimdi deliler gibi özlediğimiz çocuksu bir cuma günüydü...

25 Aralık 2008 Perşembe

Görmeye değer ..

http://www.alpalper.com/kitap/kitap.html

Türkiye yi hiç böyle görmediniz.

Ülkemiz doğal güzellikleriyle tek kelimeyle şahane ,tabii kıymetini bilenlere...

Sevgiler,